Saturday, July 25, 2009

Taşındık!


Buradan.

+18... Küfür içerir, hem de bir "bağyandan" küfürler içerir

Hani, tamamen atıyorum, bir adamla deyte çıksam, her şey mükemmel olsa filan... anında adamdan vazgeçmene sebep olacak şey ne olur deseler, cevabım hazır. Adam şu lafı ederse, ossat kendisini aday listemden çıkarırım bak, demedi demeyin. Laf ne derseniz şu:

"Bayanların küfretmesinden hoşlanmam."

Veya hadi, listeden çıkarmasam da, o dakikadan itibaren küfür kullanmaya özen gösteririm ki, adam beni çıkarsın listesinden ya da en azından, neye bulaştığını bilsin.

Ne demek len bayanların küfretmesinden hoşlanmam?

De ki bana, küfür sevmem. eyvallah, tamam, ne diyelim. Yadırgarım biraz ama yapacak bir şey yok, bir seçim derim, nazik bir insan derim, benim kadar seviyesiz diil derim filan. Hee ama dersen ki, "küfür ben ederim de baaağyanlar etmesin" ben de sana derim ki bi siktir git.

Neden bayanlar içmez, kokmaz, bulaşmaz, terlemez, küfretmez, pespembe peri kızları olmak zorunda ki? hayır, içinde yaşadığın dünya sana küfrettiriyorsa, helllooooo, ben de ordayım. senin sinirlerin laçka da benimkiler çelikten mi, hı?



Bak mesela bir gün bir meyhaneye gittik, arkadaşlarla buluşmaya. Onlar bir grup erkek, biz de 2 kız. Meyhanede bunlar maç seyrediyolar, bi de bi grup daha var, bildigin mahallenin gençleri kıvamında. Biz girdik, oturduk, bizimkiler gülmekten ölüyo. Noluyo be dedik. Meğer biz gelmeden önce en yakası açılmadık küfürleri eden mahallenin gençleri, bizim içeri girmemizle sus pus olmuşlar, kasılmaktan ölücekler. Neyse biz de kalktık, gidelim bari dedik, giderken çocuklardan biri teşekkür etti yahu!

Bağyanların önünde küfür etmicez diye bu işkenceye razısınız demek ha? Niye yahu? Bağyanlar gerizekalı mı, küfür duyunca korkacaklar mı? Neden sürekli korunmamız, pamuklara sarılmamız gerekiyor bizim? Saygı ise mevzu, e orada bi takım tanımadığın adamlar vardı, onlara saygı nerede?

He işte tam bu noktada, hemcinslerime de kızıyorum zaten. Nedir sürekli bu pamuk prenses ayaklarımız yahu? Hayat öyle bir şey değil ki? Hayat bazen güzelse de çoğu zaman pis, çirkin, hayat göt, hayat bok, acıklı, acımasız, kahpe. Yalan mı yahu? Hangimiz masal dünyasındayız ki küfür edilince dünyamız kararıyor? Veya internette bir çıplak adam görünce ne oluyor bize, incilerimiz mi dökülüyor?

Heyhat... Dünya çifte standart dünyası.

Bak tamamen atıyorum, kadın olsun, erkek olsun kimsenin çıplak kadına bi garezi yok mesela. Aaa pardon var, "pornografik olmamak kaydıyla" diyoruz. gel gör ki mesela filmlerde kadın full frontal genelde serbest, kimse çok iplemez de, erkek olunca yooook, orda duur, filmin başka hiçir şeyinden bahsedilmez. Neden? Herhalde erkek vücudu daha pornografik bulunuyor olmalı ya da yine, kadınlar korkacak, tertemiz, kelebekli dünyaları kirlenecek diye olsa gerek. İyi de o zaman kardeşim, alın kadını, biblo diye koyun dursun, sevişip de öyle pis pis şeyler de yapmayın, allah allah yani?

Bak yine örnek vereyim, Shortbus diye bi film seyrettim, taam mı? Filmde bir kimin eli, kimin cebinde teması hakim. E tabi, pipiydi, kukuydu gırla gidiyor. Zaten açılış sahnesi bile bir adamın kendi kendine oral seks yapmayı denemesiyle başlıyor. E tabii ne oldu, 5. dakikada herkes kaçtı. Tersi olsa kaçmazdınız ama?



Ulen ne acaip iş... Bir fiş, bir priz... Dünyayı döndürüyor sittin senedir. Bu küfür mevzusundan yine nasıl buraya geldin diyeceksiniz. Gelirim çünkü küfürlerin de çoğu cinsel içerikli. Mevzu da zaten bu bence, ne olacagdı? Kadınların, tıpkı 5 yaşında bir çocuk gibi, cinselliği "leylekler getirdi" düzeyinde bilmeleri gerektiği düşünüldüğünden yani bana sorarsan.

Yani misal erkekler kadınların yanında "bok, sıçayım, sıçtığımın" gibi küfürleri nispeten daha çok sarfeder de siksoklulardan imtina eder çoğunlukla. Halbuki bana sorsan, "ağzına sıçayım" daha ağır lan, "siktir git" küfründen. Ulen düşünsene, birinde ağzın bok doluyo, daha kötü bir şey olabilir mi? Öbürü ise o kadar da kötü olmayabilir bir sürü insan için, ne de olsa sevişme eyleminden bahsediliyor, e bu da bir sürü insan için hoş bi şey, yalan mı? Gerçi bok düzeyinde bile, lafı eden bi kadın olunca, bazılarının sinirine dokunuyo: "Küfür edildi. Hem de bir bagyan küfrettiiiiii!" Oh may gad beybi.

Diyecekler ki "ama ama orospu filan demek, kadına saygısızlık!" eh yani, küfrü o kadar literel alsaydık, yukarıda da dediğim gibi, dünyanın en büyük küfrü "sıçtığım bok" olurdu ona bakarsan. Zaten ben buna çok gülüyorum, birileri ana avrat düz gidiyor, karşı taraf bana ne küfür ediyon diye değil, olaydaki saygısızlığa değil, anasına bacısına düz gidliyor diye kızıyor: "Ne anama laf ediyon laaa, böhühühühü." Al işte yine aynı şey, yine o kadınları koruyalım kampanyası, salak saçma şövalyelik ruhu. Zaten ana avrat düz gitmenin içinde de o var, o en korunan şeye, kadına zarar verecek olma iması, o yüzden kanlarına dokunuyor bence bu küfür. Tam da bu yüzden, şahsen çok bayıldığım bir stil değil, ana avrat olayı.

Yine de küfrü bu kadar literel almamak gerek. Bu kadar alerjik olmamak gerek. Yani adam ayağını sehpaya çarpıp, sehpanın anasına sövüyosa, "hee ama kadın hakları var bikbikbik, ne diyosun sen" gerginliği de bana biraz kasıntı geliyor, ne yalan söyleyeyim. Kadın haklarından bahsedeceksek, ben "kadınlar niye 'sıçtığımın bilmenesi' diyemeyecekmiş layyn" konusunda vermeyi tercih ederim savaşı.



Özetle, hayata, objelere ve durumlara yeri gelir küfür edersin, iyidir, hoştur, deşarj sağlar. Bir şartla tabii. Kişilere hitaben küfretmeyeceksin. Hele ki böyle fikir paylaşılan, tartışılan sosyal platformlarda filan, "ibnenin evladı, siktir git" yaklaşımı ile bir yere varmak zor. Vardığın yer ancak bir fikrinin olmadığını cümle aleme göstermek olur. Küfür edeyim derken, aptal durumuna düşen sen olursun.

Amaaaa... "Ha siktiiiir! cüzdanı evde unuttuk!" cümlesindeki "ha siktir"in keyfini de başka hiç bi şey vermez. O yüzden bırakınız kadınlar, bağyanlar da bu keyfi yaşasın yahu.

Kasmayın, kasılmayın, siktir edin.

Thursday, July 16, 2009

Sosyal medya, boşol boşol boşol!

İlişkiler değişken şeyler... Yani tamamen atıyorum ama bir ilişkinin 1. günüyle 1501. günü aynı değil. kendi içlerinde bir döngüleri var tabii.

Bunu mesela kısaca ve gayet klişece özetlemek gerekirse:

- flört: heyecan dorukta, arayacak mı aramayacak mı fazı, nasıl biri tam bilemediğin, biraz meçhul, gizemli dönem

- cicim ayları: heyecan tam gaz, yavaş yavaş tanımaya çalışma, sorular, sürekli birlikte olmak istemeler, gizem azalsa da hala devam etmekte, kavga pek yok, bir alttan almalar filan

- oturtma dönemi: heyecan inişte, tanıma çabaları tam gaz. kavgalar da ufaktan başlamış gibi. cinsel hayat rutine bağlamak üzere, ilişkimiz oturmakta. beraber geçirilen zamanlar güzel de, arada arkadaşlarla mı takılsak ayrı ayrı?

- post-oturtma dönemi: tamam artık iyice normalize olduk,kavgamızı da ağız tadıyla edelim öyle ya. gösterilen özen azalır, erkekler traşsız, kadınlar makyajsız, sık sık kız kıza ya da erkek erkeğe çıkmalar. sokaktan güzel bi kadın / erkek mi geçti ney?

- acaba dönemi: kritik bir dönem, ilişkide dönüm noktalarının başlangıcı, acaba sorusunun bir lanet gibi yükselişi, kavgaların artışı. sokaktan birden fazla güzel kadın / adam mı geçti ney? üstelik şu sağdaki de gülümsüyor galiba.

- ortalık toz duman dönemi: mutsuzluk başladı, aşk inişte, heyecan bitti, kavgalar desen son sürat. güzel kızlar / adamlar sokaktan geçmiyor, biz o sokağa gidiyoruz.

- son nokta: eh bu da ya ayrılık ya evliliktir zaten. her halukarda kavgaların bitişi, bir sukunet, bir tevekkül diyebiliriz kendisine. iki opsiyon var, sokağa saldıray abi misali saldırmak ya da amaaan geçiyorlar da bana mı geçiyorlr boşvermişliği.



şimdi bunlar klişe de olsa bildiğimiz şeyler. benim varmak istediğim nokta ise bu ilişki fazlarının sosyal medya ile olan benzerliği.

misal bakınız, tamamen atıyorum, ben. her tür sosyal medya ile bu dönemeçlerden geçtim.

mirc vardı, cicim ayı iyiydi, başka bir şey yapamazdım, sabah akşam chat'teydim, hep onunla olmak isterdim. sonra tanıma evresinde, tanıdık, yürümedi.

feysbuk? benim için evlilikle sonuçlandı. o tevekkül içerisindeyim kendisine karşı. işten eve gelir gibi, her akşam uğruyorum oraya. ama bir özen, bir çabam yok artık. üstelik de kendisini mütemadiyen aldatmaktayım, hayır bi de utanmadan, o da bunu biliyor, kabullendi artık, aldattığım sitelere link veriyor filan.

twitter desen, elektriğimiz tutmadı, flörtü geçemedik.

ekşi sözlük, espriliydi, komikti eskiden, güzeldi. hala arkadaşız ama ilişkimiz bitti, yürümedi. sinirlenince çok agresifleşiyordu çünkü kendisi.

yutub hayatımın aşkıydı, cicim aylarında, aileler bizi ayırınca tadı damağımda kaldı, içimde bir ukte oldu. kavuşamazsın adı sevda olur derler ya, ahan da o işte, yerini hiçbir site dolduramadı, eskimedi hiç.

linkedin bana göre fazla corporate animal kaçtı, hani yakışıklı diye bir iki denedim ama ı-ıh, elektrik yok, yürümedi. öyle sıkıcı bir deyt oldu kaldı.

blogger ve wordpress var bi de. onlarla mantık evliliği yaptım. kurcalamıyorum fazla, onlar da bana bulaşmıyor. işimi görüyorlar. toplum içinde mutlu bir insan tiplemesi çizmeme yardımcı oluyorlar. bi problemimiz yok, böyle devam eder bu iş, eğer ki a.o bizi ayırmaya yeltenmezse.

friendfeed? hmmm... kendisi hala devam eden ve sanırım en uzun ilişkim. seviyeli bir beraberliğimiz vardı başlarda. hele hele ilk başlarda, bi heyecan filan... sürekli oradaydım, pozitivite akıyordu üstümden. aman kavgalara girmeyeyim, aman alttan alayım, aman herkese abone olayım, herkesi seveyim gibi bir moddaydım. oturtma dönemi de iyiydi, birbirimizi besliyorduk, yeni şeyler öğretiyorduk filan. ama sonra ne oldu, yavaş yavaş batmaya başladı ff. ufaktan bir acabalar, bi fenalık basmalar...

şu anda nerde miyim? bence şu an gözümün açıldığı, başka arayışların başladığı, çiftler terapisi sezonundayım. biraz ara mı versek ne modundayım. ortalık toz duman dönemindeyim. ne imlama dikkat ediyorum, ne kavga etmemeye, ne bişey. tahammülsüzlük başladı karşılıklı, en ufak laftan cıngar çıkabiliyor. yok sigaran batıyor bana, yok karıya kıza bakman batıyor, yok bilmem ne... henüz o boşvermişliğe de erişemediğimden sinirlerimi yerinden zıplatıyor, üzüyor beni ff. zerre kadar güvenim yok kendisine. sevmiyorum da artık, onu da biliyorum ama vazgeçemiyorum henüz, yemiyor. sonumuzun iyi olmayacağını biliyorum da ayrılığı geciktiriyorum işte. benden daha uzun süredir kendisiyle birlikte olan fırat'cığım ise "eeeh yeter be" diyip, boşadı bile ff'yi. sanki benim için de o nokta geliyor gibi...



ff'den ayrılınca ne gelecek, henüz bir adayım yok. boşta mı kalacağım yani? belki de. belki de bu bağımlı, kangren olmuş ilişkiden kurtulmak için kesip atmak, bir süre kafa dinlemek en iyisi. ama işte her bağımlılık bir kaçış aslında, bizlerin de kaçtığı bir şeyler var ki bu bokluğa rağmen buralardayız hala.

haa ama ff, tüm bunları anlayacak duyarlılığa ve empati yeteneğine sahip mi, değil. bu insanların bir takım sıkıntıları, sorunları var, der mi? demez. seni ağlatana kadar ağzına sıçar mı, sıçar, bundan da garip bir haz alır mı, alır. varsa yoksa kavga, varsa yoksa aşağılama. üstelik arkadaşlarını bile sana karşı doldurur, sana karşı çevirir. senin o kaçmak istediğin şeye dönüşür işte ff de. kaçmak istediğin şeye, hayatın ta kendisine.

sanalı da gerçeği de aynı bok be fıratcım, ne yapacaksın.

Tuesday, July 7, 2009

Hepimiz özümüzde sanal değil miyiz şurada?

Daha önce de bahsetmiştim, küçükken hep hüsranla sonuçlanan günlük denemelerimde, bir türlü rahat yazamazdım. Ya biri okursa kazayla diye günlüğe bile şifreli yazardım ya da okununca problem olabilecek şeyleri yazmazdım.

Psikopatça tabii, günlüğün lan o senin. Okumaması lazım kimsenin. Evet de, ya okurlarsa? Heh işte o yüzden sanırım bir türlü ısınamadım günlük işine. Gerçi tabii serde maymun iştahlılık da vardı, sıkıldım da biraz.

Sonra günümüz geldi, günümüzün günlüğü bloglar girdi hayatımıza. Onlara da yazamadım bir süre. Zor geldi kendimi paylaşmak. Neyse ki sonra blogların illa ki kişisel olmak zorunda olmadığını anladım da, madde bağımlısı işine girdim birkaç arkadaşlan. Hala ama yazarken dikkat ederim, kişisel yazamam çok fazla, ya eski bi sevgili okunur da üstüne alınırsa, ya bilmemkim okur da kırılırsa, ya şöyle olursa, ya böyle olursa diye. Hani yani düşüncelerimi aktarırım da, hayatımı aktarmam.

İşte o yüzden nikle yazanları çok iyi anlıyorum. Bir kere tanınmamak bir yazara büyük özgürlük sağlıyor, o inhibition denen naneden kurtulmak yaratıcı meyve sularını fokurdatıyor. Sonra dedim ya boş paranoyalardan uzakta oluyorsun, rahat rahat gönlünce yazabiliyosun. İster aileni çekiştir, ister adamlara bok at, istersen de her tür macerana gir. Ohhhh sefan olsun.



Ben de kişisel yazmak istesem, nik kullanmak isterim açıkçası. Yoksa böyle suya sabuna dokunmayan şeyler yazmam gerekir. E ben eski sevgiliye, yenisine, küstüğüm arkadaşa, küsmediğim ama kızdığım arkadaşa saydıramayacaksam doyasıya, ne anladım o günlükten. Kendime çok tanınmayacak bir uslup geliştirebilirsem, açacam valla bir anonymous blog, içimi dökücem. Sonra da kıs kıs gülücem "feyksin sen feyk feyk feyk!" suçlamaları geldiğinde.

Yalnız bi dakkaa... IP'den bulurlar mı kim olduğumu acaba? Bunu bi çözmem lazım. Ahahahah.

Hayır bi de arkadaşım, memleket Türkiye. Hangi babayiğit kadın adıyla sanıyla bi blog açıp, sevişme maceralarını anlatabilir? Ya da şöyle sorayım, en alakasız bloglara bile "sevişme" anahtar sözcüğüyle gelen insanların diyarında, bir kadın neden gözü dönmüş, ağzı tükürüklü abazaların kapısına dayanma riskini göze alsın? Ya da onlar olmasa, "orosssspppppppppuuuuuuu!" tayfası var. Niye muhatap olsun canım bi insan bunlarla, sırf nasıl seviştiğini anlattı diye. Sanki de İtalya'dayız, hepimiz Melissa P.'yiz anasını satayım. Lan rezil etmeden bırakırlar mı o kadını bu alemde? Hadi bir dürüst olalım.

Yani tamamen atıyorum, meşhur kadınlar bile kalkıp TV'de "heee seviştik, ne vardı y.rraam" diyemiyo, öyle ya. Sürekli bi özür dileme hali, bi böyle "seviştim ama evlenicez sanmıştım, yani aslında yoksa sevişmezdim, yo yooo aslaaaa" türü muhabbetler. Hadi leeeen! Ama işte diyorum size, burası Türkiye. Biz TV seyrederiz, o futbolcu bu mankenden ayrılıp, şununla çıkmaya başladı derler televolelerde. Biz kesinlikle işin içinde seks var diye düşünmeyiz, bu bize açıkça söylensin istemeyiz, söylenecekse de adam söylesin, kadın bekaret raporuyla çıksın ortaya falan isteriz. Çünkü biz bu futbolcu ve bu manken evde oturup, dividi falan seyrediyo, hadi bilemedin sürtünme yoluyla yüzeysel lise sevişmeleri yaşıyo sanmak isteriz. Böyle de saf, böyle de temiz, böyle de iki yüzlü bir toplumuz işte.



He bi de şu var, istediğin kadar modern ol, senin baban hayatta ise ve kendisini kalpten götürmek istemiyosan, adamcağıza pozisyon detayı vermezsin abicim. Pornocuların babaları herhalde her gün 8 tane Valium içiyor diye düşünüyorum zira bi kız babası, isterse deli gibi açık fikirli olsun, sevgili kızının sevişme detaylarını okumamalı. Yazık lan adamlara.

He neden bunları söylüyorum. Almış yürümüş bi feyk tartışması, nikli yazarlara bi ırkçılık, bi faşizanlık. Nedir kuzum bu insanların derdi nikli yazarlarla? Yok sen feyksin filan. Kardeşim nesi feyk? Yazıyo mu yazıyo, nasıl feyk oluyo? Sanki de yazan insan diil, bot. Ulen nası feyk, bi insan var başında, yazıyo. Baya baya gerçek işte.

Üstelik sanal ortamda hepimiz feyk değil miyiz? Yani şimdi ben iş ortamında göt karının teki olsam, ama bloglarda prenses periyi, sevgi kelebeğini oynasam kim bilecek? Kim kalkıp yalan bunlar diyebilecek? Yok mu böyle insanlar sanıyorsunuz sanal alemde? Bir dolu...

Bak, tamamen atıyorum tabi de ben mesela normalde küfür ederim sinirlenince. Tutuyorum kendimi sosyal platformlarda. Ciddi blogumda ve ff gibi, twitter gibi ortamlarda siktirsin yerine defolsun falan diyorum, sonra arkadaşlara gizli gizli sıçboksik diye direkt iletiler atıyorum rahatlamak için. Feyk miyim, evet bi anlamda. Zira ben de, oynuyorum aslında. Bu blog daha pek keşfedilmemiş olduğu için nispeten daha rahatım ama anonymous olsam yazacaklarımın binde birini yazamıyorum yine de. İçimdeki sanat aşkı, kendini ifade etme ihiyacı da kudurduğuyla kalıyor. Ne yapeceksin?

Neyse yani, demem odur ki böyle düşününce, hayatlarını olduğu gibi anlatan, kendilerini dizginlemeyen mahlaslı yazarlar hepimizden daha dürüst değil mi aslında? yani en azından olmadıkları birini oynamıyolar. Nesine feyk? Haa tut ki kafalarından atıp yazıyolar, eee? Yine de yalan yok, zira o zaman da fiction'a girer. Eh bu insanların da öyle bir hayalgüçleri varsa yine helali hoş olsun yahu. Aferin işte.

He yok ff'deki Hadise feykmiş. Amaaan olsun, ne olur. Ben mesela sevindim sansüresansür'e destek verdi diye, feyk o, sevinme dediler hemen. İyi de bana uyar her türlü. Gerçekse süper. Gerçek değilse de, alemle kafa bulmak için feyk Hadise hesabı açan biri, kalkıp da ciddi ciddi bir harekete destek veriyosa, duble super, çifte kaymaklı benim nazarımda.

Diyorum size... Kim gerçek ki şu sanal dünyada? Sahte bir dünyanın içinde gerçeklik aramak biraz safça geliyor bana. Takılmanıza bakın derim ben, kim ne istiyorsa da öyle yapsın. Feyk-gerçek, nikli- niksiz gibi salak saçma bi ayrım daha çıkarmayın başımıza, zaten yeterince var ülkede bin türlü ayrım, yalan mı?

Wednesday, May 20, 2009

Çamur atma ne olur!

Çamur faydalı bir şey şu hayatta.

Çünkü çamurdan çanak çömlek yapılır. Adına da seramik sanatı denir. Mesela tornada güzel küpler falan yapabilirsin. Çanak çömlek sevmiyom ben, daha ekspresif bir insanım dersen, buyur sanat yap, heykeller yap mesela, o da olur bak.

Taamen atıyorum, çamur banyosu da yapılabilir mesela ama genelde, banyo yapmaya elverişli çamurlar, içindeki kükürtten ötürü, bozuk yumurta kokar. Bu nedenle ben şahsen tercih etmem, banyomu sade alırım.

Sonra arabalar sıçratabilir çamuru. Sıçratılan kişi için hoş olmasa da, sıçratan bundan vahşi bir zevk alabilir.

Ne bileyim, başka ne faydası var çamurun... Hee, mesela deyim olarak kullanılabilir. Özellikle art direktörler siyah fon üzerine, ince beyaz yazı içeren gazete ilanlarına genelde tavır koyar ve "ya yok, çamur gibi olur bu baskıda" derler.

Erkekler için hoş bi aktiviti olan çamur güreşi var sonra. Bana iğrenç gelmekle birlikte zannederim bazıları için bir fantağzi unsuru çamurlara bulanıp, güleşen kadınlar. Ben erkek olsam çikolata filan tercih ederim doğrusu, ne de olsa en azından temiz ve yenebilir bişey. Neyse, yani zaten ne zaman anladım ki erkekleri bu konuda anliim.

Sonra taamen atıyorum, kız çocukları evcilik oynarken çamurdan köfte yapabilirler. yalnız suyunu az tutmakta fayda var, yoksa ızgara köfteye benzemez, dolma içi olur.

Uzun lafın kısası çamur faydalıdır, eğlencelidir. Ama limitasyonları vardır.

Çamurdan, taamen atıyorum, insan yapılamaz mesela.

O yüzden "Maymun muyuz la biz!" diyenlerin, çamur olduklarını gayet gönül rahatlığıyla kabul etmelerini kafam basmıyor. Sanki maymun kötü de, önerilen alternatif, üstün bir yaşam formu.



Ben şahsen maymun olmayı yeğlerim. En azından canlı bişey. Beyni filan var.

"I see no good reasons why the views given in this volume should shock the religious sensibilities of anyone." (Bu kitapta sunulan fikirlerin, herhangi birinin dini duyarlılıklarını zedelemesi için hiçbir sebep göremiyorum) --- Darwin, The origin of species önsözünden, sene 1869.

Evrim konusunda değilse de insanların hoşgörüsü konusunda yanılmış Darwin. Savunduğu evrim teorisi yüzünden Darwin'i bir kapağa koyamadılar, olsun, Ida kapak oldu ya.



Darwin'in 200. yılında, ne güzel bir doğum günü hediyesi!

Sunday, May 10, 2009

SansüreSansür Yay! Hareketi

Yay! Hareketi, adı üstünde, yaymaktan geliyor. Sanal ortamda, gerçek hayatta, elimizden geldiğince tepkimizi yaymak anlamını içeriyor.
Bu doğrultuda, elimizde çeşitli malzemelerimiz ve yönetmen arkadaşımız İlkay Kopan’ın çektiği videolarımız var. 11 Mayıs itibariyle, videolarımızı, manifestomuzla beraber bloglarımızda yayınlayarak, ortak bir mesaj vermeyi hedefliyoruz. Aynı gün, aynı mesajla ortaya atılarak kamuoyunun dikkatini çekmeyi amaçlıyoruz.
(Viral malzemelerin hepsine ulaşmak ve indirmek için tıklayın.)

SansüreSansür - 01 from adboy on Vimeo.


SansüreSansür - 02 from adboy on Vimeo.


Öte yandan, videolar ve banner’lar sanalda yayılırken, gerçek hayatta da boş durmuyoruz tabii ki. Tepkimizi internetten çıkarıp, dışarıda da göstermek için poster ve sticker gibi malzemelerimizden faydalanacağız. Amaç belli: Sansür, her yerde karşınıza çıkabilir. Malzemeler de bu doğrultuda hazırlandı, boşlukları malzemeyi kullandığınız yere göre yazabilirsiniz.

SansüreSansür - 03 from adboy on Vimeo.

SansüreSansür - 04 from adboy on Vimeo.


Örneğin, posteri bir restorana astınız, boşluğu “Bu restorana erişim engellenmiştir” şeklinde doldurabilirsiniz.Bu fikirden hareketle aklınıza yeni bir malzeme fikri gelirse, atış serbest. Neler mi olabilir? Tribünlerde “bu tribüne erişim engellenmiştir” pankartı açmak olabilir, yine mecrasına uygun mesajlarla amerikan servis, tişört, bardak altlığı, föy, stensil gibi daha pek çok şey olabilir, bundan sonrası hepimizin hayal gücüne kalıyor aslında.
Sizden tek isteğimiz, bu malzemeleri kullandığınızda ya da gerçek hayatta karşınıza çıktığında, hemen bir fotoğrafını çekip, nerede olduğu bilgisiyle birlikte bize göndermeniz. Hareketin ne kadar yayıldığını görmek ve fotoğraflarla sitemizde sergilemek istiyoruz.

SansüreSansür - 05 from adboy on Vimeo.


Kısıtlı sayıda malzeme elimizden bulunuyor. Bir süre için bize yazarak malzeme temin edebilirsiniz ya da doğrudan bu sayfadan indirip, kendiniz basabilirsiniz.

Tuesday, April 21, 2009

Her gün bir avuç TV iyi gelir!

Ahahaha, başlığa bakıp da eğer ki, "TV seyredenlerin azması" konulu bir yazı gelecek sandınızsa hemencecikten hayallerinizi yıkmak isterim. Zira değil, o bağlamda TV afrodizyak değil, olsa olsa notenkyudizyak olur. Hangi çift TV seyredip gaza gelmiş ki şu hayatta şaşarım. TV dediğin seni sıfır beyin ve vücüt aktivitisine bağlayan bi cihaz neticesinde.



Hem gaza gelecek olsalar da seçenek ne? Taamen atıyorum, hiç öpüşmeyen ve süreli melul melul bakışan Türk dizisi aşıkları mı, yemekteyiz'deki sekşuil ve sekşuil olmayan gerginlikler mi, var mısın yok musun'daki kutu açmalar mı? Düşündüm de komik aslında: "Ay ay ay kutu açıyo. Mavi çıktı. Benim de kutumu açsana Necdettt!"

Hahay kendi kendine eğlen kampanyam çerçevesinde kendi kendime eğlendim, evet.

Neyse, ben konuya döneyim, ya da daha doğrusu konuya bi geleyim. Deminden beri etrafında dönüp dönüp dağılıyorum ki bunu şu anda bile yapıyorum bence. Sus kızım kereviz, konuya gel. Geldim anne. Kendi kendime kişilik bölünmesi yaşadım bak. Kiminle yaşıycaktım ki kişilik bölünmesini zaten? Kendi kişiliğimle fıratın kişiliğini bölmem saçma olurdu. Ay suuus! Tamam. Bak gene...

Neyse efendicaazıma ne söyliim, şindi TV afrodizyak diyorum ama aslında kastettiğim obje olarak TV değil tabii. "ooo bebeğim, LCD'ye bak, şok seksiiii! En iyisi sevişelim" değil yani durum. Kastettiğim ve ısrarla varamadığım nokta, TV'da yer almanın insanlar üzerindeki afrodizyak etkisi.

Yani taamen atıyorum, 10 üzerinden 5 buçuk hadi bilemedin 6'lık bi kızımız olsun, bu kızımız gerçek hayatta uyuz erkekler tarafından "emeeen, 6 o ya geç, bak burda 6.25'lik var" diye geçiştirilecek, hakkı yenecektir. Oysa 6 da çok fena diildir, çirkin sayılmazsınızdır. Ama işte bu kızımızı TV'ye çıkarıp (sinema da olur illa TV demeyelim), zorttirik bir dizide oynatırsak, o 6,25'e tav olan adamlar bu kıza methiyeler düzmeye başlayacak, mutlaka beğenilecek, aşık olunacak bir yanını bulacaklardır. Güzel değilse farklı çekicilik, o değilse şirinlik, o değilse masumiyet, o değilse komşunun kızılık. Ulen hıyar, ne bakmadın o zaman bu kıza, bu kız senin komşunun kızıyken gerçekten?

Yok mu örnek etrafında fırat mesela sorarım sana! Vaaar... Tv'de bi dolu vasat insan, normalde dönüp bakmazsın bile belki,sokakta ondan yakışıklısı, güzeli gırla ama TV'de ya fanlar seksapelden ölücek. E, bu afrodizyak etki değil de ney?

Hayır yani, illa isim istiyosan onu da veririm bak. Al sana Tara Reid. Ne şimdi bu kız? Güzel mi? İyyy.... Veyahuuuut, al sana Gerard Depardieu. Tamam süper şahane bi oyuncu da allaaşkına yakışıklı diye gelmesin kimse bana. Ama geliyolar, gelen oldu yani. Hee daha sayarım ama saymak istemiyo canım. Türklerden de var misal, ama saymıcam adlarını, ne cevap hakkı doğurcam onlara be. Ama var. Sizi temin ederim firat, var!



Yani demem odur ki, evde kaldıysanız üzülmeyin. Çöpçatanlarla uğraşcağınıza, bir gidin bir şekil TV'ye çıkmaya bakın. Bi kapağı attıktan sonra sizi de seksi bulanlar, sizinle evlenmek isteyenler, size aşık olanlar çıkacaktır. Zira Tv'nin değil ama TV'de görünmenin bir afrodizyak etkisi mutlaka vardır.

Böyle yani. Böyle düşünüyorum ben. Taamen de atıyorum tabii.